Ziryab'ın Kaçışı: Ağaçlar

 

Ziryab’ın Kaçışı: Ağaçlar

 


“Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi? (Tahâ, 120.)

 

Yüce Allah altı günde yerleri ve gökleri; bu altı günün birinde de cennette Âdem ile Havva’yı yarattı.[1] Cennet o ki, ağaç dallarının birbirlerine dolanarak yere gölge yapan ağaçlarla dolu, altında ırmaklar akan bahçeler.[2] Hiç ağaçlar hakkında düşündünüz mü? Mesela Âdem ile Havva’nın ağacını? Bu ağaç hakkında pek çok rivayet vardır. Bir rivayete göre elmadır ki, bu en sevilen rivayettir. Çünkü elma ağacı hayat ağacının tüm vasıflarını taşır. Düşündüğünüzde masallara kötü kalpli cadının elinde hep bir tane kırmızı elma var olduğunu hatırlarsınız. Bu elma hayat alır. Bir başka hikâyede çocuğu olmayanlara iki elma verir, dervişin biri. Bu elma yeni bir can verir. Mesela Bir Yusuf Masalı’nda Yusuf sevdiceğinin yanağı şefkat tokadı vurduktan sonra Şivekar bir elmaya dönüşüp cinlerden saklanır. Bu elma ise gizli bir bahçede saklanmayı ifade eder.

Hristiyan inancına göre Tanrı Aden bahçesinin ortasına iki ağaç diker. Bunlardan biri Yaşam diğeri ise Bilgi ağacıdır. (Tekvin 2:9, 10). Âdem, Yaşam Ağacının meyvesinden ilk başlarda yiyebiliyorken Bilgi Ağacının meyvesine dokunması yasaktı. Zira Rab, Adem’e Bilgi ağacının meyvesine dokunmaması dokunduğu takdirde ölümlü bir hayatı olacağını da bildirdi (Tekvin 2:17). Ancak zamanla Rab, Adem’in “iyiyi ve kötüyü bilmekte kendilerinden biri gibi oldu ve şimdi elini uzatmasın ve hayat ağacından almasın ve yemesin ve ebediyen yaşamasın diye (Tekvin3:22)” onu cennetten çıkarmaya karar verdi. Ancak henüz cennetten çıkarılmamışken Âdem ve Havva’nın gözüne Bilgi Ağacının hoş meyvesi ilişti ve ağacın meyvesinden yediler (Tekvin 3:6). Nitekim Rab bu olanlar üzerine şöyle dedi: “İşte, Âdem iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden biri gibi oldu (Tekvin 3: 22).” ve şimdi elini uzatıp hayat ağacından almasın ve yemesin ve ebediyen yaşamasın diye onu Aden bahçesinden, kendisinin içinden alındığı toprağı işlemek için çıkardı. 

İslam inancındaki bir rivayete göre Âdem ve Havva’nın dokunduğu bu ağaç Sidretü’l Münteha’dır. “Sonlanmak” anlamına gelen İnteha انتهى fiilinden türeyen Münteha kelimesi “bitiş yeri” anlamına gelir. Sidretü’l Münteha ise “beşerî ilmin bittiği gaybî ilimlerin başladığı” Rasulullah’ın Miraç’ta geçebildiği noktadaki ağaçtır. Bu ağaç göğün en uç kısmında bulunur. Tüm bu bilgilerden yola çıkıldığında Sidretül Münteha ağacının meyvesi, meyvenin tadına bakanlarda önü alınamaz şekilde bilgilerin ötesine geçme arzusunu uyandıran bir tada sahip olduğu düşünülebilir. İster Bilgi Ağacı denilsin, ister Sidretül Münteha, ister elma ağacı Allah, bu nevi meçhul ağaca dokunmama hususunda “daha önce Âdem’den söz almıştı, fakat o bu sözünü unuttu; Allah da onda yeterli bir kararlılık görmedi. (Taha 115)

Âdem ve Havva, yasaklı meyvenin daha tadına bakmadan, etkenler ne olursa olsun meyveyi arzular olmuştu. Zira şeytan nasıl fısıldamıştı Adem’in kulağına; “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?” İşte bu aldatmamaca, bizim bu bilmeye, idrakimizin artmasına ve bilginin de ötesine geçme arzumuzun delili de olmuş; Âdem’in bilme arzusunun, idrakin ve farkındalığın artma hevesinin peşinde gitmesi, daha ağaca dokunmadıklarında bile fıtratına kodlanmıştı. Bu bağlamda bakıldığında ağaca dokunmamız, cennetten çıkmamız için bir ceza ve ilk günah sıfatı değil yazgımızın vuku bulmasını sağlayan eylem olduğu da düşünülebilir. Öyleyse en başında sorulan “bu ağaç hayat alan bir ağaç mıdır yoksa hayat veren bir ağaç mıdır?” sorusunu yineleyelim.  Zira İbnu’l Arabi’ye göre insan yerlerden ve göklerden meydana gelen bir varlıktır; tüm hakikatleri kendinde toplayan alemi alem yapan şeydir. Yine Protogoras’a göre de “insan” her şeyin ölçüsüdür. İbnu’l Arabi, Yüce Allah’ın ilk yarattığı şeyin her açısı Allah’a dönük, 360° sahip İlk Akıl yani Kalem olduğunu söyler. Kalem ise kendisi ve satır satır yazdıklarına yemin edilen bir varlıktır. Öyleyse kendisinden önce yaratılan bu varlıkta; İlk Akıl’da Âdem’in dünyaya inmesi zaten yazılmıştır. Zira irade kalemi, ilim okumasına daldırıldı kudret eliyle korunmuş ve saklanmış levhada olmuş olan olacak ve olmayacak her şey yazıldı (Fütuhat Mekkiyye 1, 9).

Zaten hiçbirimiz hatta Âdem bile o ilk tohumun çatlayıp filizlendiğine şahit olamadı; elma, armut, sidre veya siz ne derseniz deyin bu ağaca. Bu doğrultuda elbette Adem’e yazılan kader vuku bulacak, Allah’ın bizim için İlk Akıl’la çizdiği plan işleyecekti. Ademliği içimizde barındırmanın, bilme arzusuna sahip olmanın etkilerini biraz da kendi çizelgemizde arayalım.

“… Âdem ise

Henüz yaratılış toprağıyla su arasındaydı

Onu naklettin, ta ki kendi devri geldi

Onun sonunu başlangıca bağladın” (Fütuhat Mekkiyye 1, 19).

.

 



[1] A’raf, 54.

[2] Muhammed b. Mukarram. Lisânü’l-Arab. “c-n-n” maddesi.  Beyrut: Dâru Sâdır, t.y. XIII, 100. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vengo ve Elhamra Rüyası üzerine birtakım çeşitlemeler..

Arapların Mitolojiye Yaklaşımı: İslamiyet Öncesi

sen de mi ceaser; antik kentleri puanlamaca